| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Sağlıklı yaşam merkezi,Sağlık,Bilgisi, Cinsellik,Kadın,Hastalıkları, Sağlık,bilgisi, cinsellik,fıtık,fizik,tedavi, sex ,çocuk,ruh,erkek,kadın, beslenme,ender,saraç, www.ender saraç.com,www.sağlıkl

Sağlıklı yaşam merkezi,Sağlık,Bilgisi,Cinsellik,Kadın,Hastalıkları,Sağlık,bilgisi,cinsellik,fıtık,fizik,tedavi,sex ,çocuk,ruh, erkek,kadın,beslenme,ender,saraç,www.ender saraç.com,www.sağlıklı yaşam.com,www.diyet programı.com

Ana Sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar
10 "bu" etiketi kullanan gönderi "bu" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

Asd: Atrial Septal Defekt: Kalpte Delik Nedir?,ads nedir,ads nasıl tedavi edilir,kalbin delik olması,kalp nasıl delinir,kalp delik hastalığı nasıl tedavi edilir,sağlıkiçocuk sağlığı,cinsel sağlıkisağlıklı yaşam

Atrial septal defekt nedir?
Kalp bilindiği gibi 4 odacıktan oluşur. Bunlardan 2 tanesi üstte kulakçıklar adını almaktadır. Kalbin üst katındaki bu odacıklar bir zar duvar ile ayrılmıştır ve her iki odacık arasında kan birbirine normal koşullar altında karışmaz. İşte bu zarsı duvarın üzerinde çeşitli büyüklük ve yerlerde delikler bulunmasına Atrial Septal Defekt denir.

İki tip ASD vardır:
Secundum tip ASD: Sekundum septumda meydana gelen defektler.

Primum tip ASD: Endokardial yastıkçıkta meydana gelen defektler: Bunlarda mitral veya tricuspid kapaklarda yarıklar (cleft) ile birlikte olabilir.

Fossa Ovalis Tipi: Fossa ovale yetmezligine bağlı olabildiği gibi , fossa ovalede bir defectine de bağlı olabilir.

Sinus venosus defecti: Bu defect VCS veya VCI’un ağızlarına yakın ve bazan da VCS veya VCI içine alan defectlerdir.

Koroner sinus defecti (unroofed koroner sinus): çok nadir olan bu defectler Koroner sinus atrial kısmının çatısız (unroofed) olmasına bağlıdır.

Kulakçıklar arası delik (Atrial septal defekt) olduğunda ne olur?
Normal insan kalbinde sağ ve sol odacıklar arasında kan karışmadan bir düzen içerisinde dolaşır. Vücutta kirlenen kan sağ kulakçık yolu ile kalbe gelir ve oradan sağ karıncığa girerek akciğerlere gider ve oksijenlendikten sonra, okijenden zengin kan sol kulakçık ve oradan da sol karıncık yolu ile vücuda yeniden pompalanarak kullanıma sunulur.

Normalde kalbin sol tarafında kalp içi basınçlar sağa göre yüksektir. Bu nedenle de ASD varlığında kan hep soldan sağa doğru olur. Kalp her atımında sol kulakçıktan sağ kulakçığa kanın bir kısmı kaçar. Solda kan miktarı azalır ve sağda hep kan miktarı artar.

Klinik Tablo:
Sol-sağ şanta bağlı olarak sağ kulakçık ve sağ karıncık genişlemiştir. Sık üst solunum yolları infeksiyonu izlenir. Gelişme geriliği bunlara eşlik eder.

Fizik Muayene:
Dinlemekle (erken ve orta midsistolik) üfürüm saptanır.

Akciğer damar yatağında hastalık (Pulmoner vasküler hastalık) gelişirse çomak parmak, bayılma (senkop) ve kan tükürme (hemoptizi) izlenir.

Akciğer röntgenogramında geniş sağ kulakçık ve karıncık izlenir.

EKG’de uzamış PR mesafesi vardır.

Ekokardiyografi ile tanı konur.

Kateterizasyon ise daha çok tanının teyit edilmesi içindir. Kan örneklerinde oksijenizasyon, sol-sağ şant oranı hesaplanır.

Bu durumda ne olur?
Söylediğimiz gibi sağ karıncık daha fazla kan alır (her iki kulakçıktan da) . Vücuttan ana toplardamarlar yolu ile gelen oksijeni kullanılarak azalmış kirli kan ve kulakçıklar arasından delikten geçerek gelen temizlenmiş sol tarafa kanını bir kısmı. Böylece sağ tarafta yapılan iş artarken buradan akciğerlere giden kan miktarı da artar. Yani iyi şeylerin de fazlası iyi değildir. Akciğerlere normalden fazla kan gitmesi akciğerleri tıpkı bir sele maruz kalması gibi kanla dolması da akciğerlerin yapısını bozar ve akciğerler gerginleşir. Bunun sonucunda da nefes almak zorlaşır. Fazla kan bulunan akciğerlerde ayrıca akım yavaşlar ve bu da bir yandan akciğerlerin mikrobik infeksiyonlara hassasiyetini artırırken, diğer yandan da yavaşlayan akım ve sertleşen akciğerler neden ile sağ karncığın daha da zorlanmasını ve bir engele karşı çalışmasına neden olacaktır. 30lu ve ya 40 lı yaşlara kadar hiç saptanamayan ASDler bulunabilir.

Bunun anlamı Kulakçıklar Arası Delik (ASD) zararsızmıdır?
Tam böyle söylenemez. Bunun sonucunda sol karıncık kasında büyüme başlar. Bu hastalık doğuştan olan bir durum olduğu için ve yavaş yavaş ve sinsice ilerlediği için çocuklarda solunum sorunlşarı ve sık sık kolayca üst solunum yolları infeksiyonlarına zemin hazırlar. Yıllar içerisinde sık sık olan infeksiyonlar nedeni ile çocuklarda gelişme geriliği yaparken kalp ve akciğerler de bozulur. Bir gün kalbin pompalama gücü çok bozulacağı için kalp yetmezliğine kadar gidebilir. Diğer bir ciddi zararlı etki de (komplikasyon) ritm bozukluklarıdır (aritmi). Sağ kulakçıktaki artmış kan miktarı bu odacığın büyümesine yol açar. Sağ kulakçıkta büyüme sonucunda buradan geçen kalbin elektrik ileti sistemi (iç sinir) zararlı etkilenir. Hiç olmaması gereken yerlerden anarşist iletiler çıkmaya bağlar ve kalbin bir ritm içerisinde kasılmasını bozar.

Kalp gereğinden fazla sayıda kasılır ama bu arada da kulakçıklarda sadece titreme tarzı bir hareket olur pompalama işlevi yürütemezler. Bu duruma tıp dilinde Atrial fibrilasyon deniyor. Bu durum daha çok büyük bir delik varlığında olur.

Ani Bebek Ölümü Sendromu: Beşik Ölümü Sendromu,beşik ölümü nedir,bebekler neden ölür,ani bebk ölümü neden olur,sağlık,çocuk sağlığı,sağlıklı yaşam

TANIM:
Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bebeklerin bilinmeyen nedenlerle aniden ölmelerini tanımlayan bir terimdir. Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü olarak da bilinir) gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedenidir.
Birkaç tıbbi araştırmada, bu sendromla ilişkili biyolojik ve çevresel risk etmenlerinin belirlenmiş olmasına karşın gerçek nedenle ilgili kesin bilgi yoktur. Dünya çapında yapılan birçok çalışmada yüzükoyun (karnının üstüne) yatırılan çocukların yüksek risk altında oldukları gösterildi. Bebeklerin yatırılma pozisyonu ülkeler arasında farklılık gösteriyor; ABDdeki bebekler on yıl önce çoğunlukla yüzükoyun yatırılıyordu. Daha sonra bazı ülkelerde olduğu gibi ABD’de de annebabalar sağlıklı bebeklerin sırtüstü yatırılması için teşvik edilmeye başlandı.

JAMA’da yayımlanan üç yeni araştırma, bu konuda hâlâ başka çalışmalara gereksinim olduğunu ortaya koydu. Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişimi Enstitüsü’nün (National Institute of Child Health and Human Development: NICHD) bir çalışmasında ABD’de yüzükoyun yatırılan bebeklerin oranının 1992 yılında %70 olduğu, ancak 1996 yılında %24′e düştüğü saptandı. Aynı süre içinde ani bebek ölümü sendromu yaklaşık %38 azaldı. NICHD’nin yürüttüğü ikinci çalışmada, düşük gelir düzeyine sahip, Afrika kökenli Amerikalı annelerin bebeklerini yüzükoyun yatırma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, doğumdan sonra bebeğinin hastanede yüzükoyun yatırıldığını gören annelerin %93′ü evde de aynı pozisyonda yatırıyor.

Massachusetts ve Ohio’daki yaklaşık 8000 annenin yer aldığı başka bir çalışmada bebeklerini bir aylıkken yüzükoyun yatıran annelerin oranı sadece %18 iken, bebekleri üç aylık olduğunda bu pozisyonda yatırmaya başlayan annelerin oranının %29′a yükseldiği belirlendi.
Araştırmacılar bu artışın, annelerin ailelerinden, arkadaşlarından, başka çocuklardan ve bebeklerinin davranışlarından etkilenmeleri sonucu ortaya çıktığını bildiriyorlar. Araştırmacılar, bebeklerin yüzükoyun yatırılmasını önlemek amacıyla Afrika kökenli Amerikalılar ya da İspanyol kökenliler, düşük gelir düzeyine sahip, 29 yaşından genç, daha önce çocuk sahibi olmuş ya da 8 haftalıktan küçük bebeği olan, yüksek risk grubundaki annelere yönelik eğitim programlanna gereksinim olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca, hastanelerde de yeni doğan bebeklerin sırtüstü yatırılarak doğru uyku pozisyonunun yerleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMUNA İLİŞKİN RİSK ETMENLERİ:
Araştırmacılar, ani bebek ölümü sendromunun nedenini bilmemelerine karşın, olasılığı artıran etmenleri tanımladılar:

Yüzükoyun uyuyan bebekler
Sigara dumanına maruz kalan bebekler
Anneleri gebelik döneminde sigara içenler
Anneleri ilk hamileliği sırasında 20 yaşından küçük olanlar
Anneleri doğum öncesi sağlık bakımı için hiç başvurmayanlar ya da geç başvuranlar
Erken doğan ya da düşük doğum ağırlıklı bebekler
Kış aylarında doğanlar
Erkek bebekler

RİSK AZALTMANIN YOLLARI:
Ani bebek ölümü sendromunu önlemenin güvenli bir yolu olmamasına karşın, riski azaltabilecek önlemler şunlardır;
Bebekleri sırtüstü yatırmak
Doğumdan önce iyi bir sağlık bakımı
Sigara içilmeyen bir çevre
Sert bir yatak
Bebeğin altına yastık ya da battaniye gibi yumuşak malzemeler yerleştirmemek
Bebeği çok sıcak ortamda bulundurmamak (giydirerek, örterek ya da aşırı sıcak bir odada yatırarak)
Rutin kontrolleri ve aşıları yaptırmak
Hafif bir hastalıktan sonra bile bebeği birkaç gün yakından gözlemlemek

KAYNAKLAR:
National Institute of Child Health and Human Development “Back to Sleep” Campaign 31 Center Drive, Room 2A32 MSC 2425 Bethesda, MD 20892-2425 800/SOS-CRIB or www.nih.gov/nichd/
Sudden Infant Death Syndrome Alliance 800/221-SIDS or www.sidsalliance.org
American Academy of Pediatrics SASE (business sizel to: SIDS Fact Sheet AAP P.O. Box 927 Elk Grove Village, IL 60009 National lnstitute of Child Health and Human Development, SlDS Alliance, American Academy of Pediatrics, AMA’s Encyclopedia of Medicine

Solaklar Erken Ölüyor,solaklar neden erken ölür,solaklar erken mi ölyor,solak olmak,sağlık,sağlıklı yaşam

Bilim adamlarının ters yöndeki açıklamalarına rağmen insanlar hâlâ çocuklarının sol elini kullanmaması gerektiğini inanıyor. Sadece batıl inançlı toplumlarda değil, modern yapılı ailelerde bile asırlar boyu sol elin şeytana ait olduğuna inanıldı. Dünya nüfusunun yüzde 10’ununu solakların oluşturmasına rağmen, birçok ürün sağ elini kullananlar için üretiliyor. Bu da solaklar için hayatı çekilmez hale getiriyor. İşte Science Magazine dergisinin ‘sol el’ soru cevapları:

Neden bazı insanlar solak doğar?
Bunun nedeni hâlâ bulunamadı.

Solakların nüfusa oranı azalıyor mu?
Hayır. Danimarkalı Olga Basso’nun araştırmasına göre, solakların yaşı ilerledikçe sayılarının azalmasının sebebi erken ölmeleri değil, çocukken ailelerinin baskısı yüzünden kullandıkları eli değiştirmeleri.

Genetik önemli bir etken mi?
Evet. Sağ elini kullanan ailelerin çocuklarının solak olma ihtimali yüzde 10. Solak ailelerde ise bu oran yüzde 26’ya sıçrıyor.

Solakların ömürleri daha mı kısa?
Evet. Psychological Bulletin’deki bir makaleye göre solaklar, sağ ellerini kullananlara göre ortalama 8 yıl daha az yaşıyor.

Genetik etkenler dışında neden solak doğulduğuna dair hipotezler var mı?
Evet var. Kimi uzmanlar, doğumda bazı bebeklerin oksijensiz kaldığını söylüyor. Bu da solaklıkla ilişkili.

Solakların sağ elini kullananlara göre çabuk öğrendikleri doğru mu?
Tersine solakların öğrenme ve okuma zorluğu çekme oranı sağ elini kullananlara göre daha yüksektir.

Neden çoğu insan sağ elini kullanır?
Beynin sağ kısmını konuşmadan sorumlu olan sol lob yönetir. Bilim adamlarına göre sağ eli kullanmanın nedeni dilin gelişmesi. Dilin gelişmesiyle birlikte insanlar istem dışı sağ el kullanmaya başlıyor.

Solaklar için ‘daha yaratıcı’ denir, bu doğru mu yoksa bir hurafe midir?
Solaklarda sağ elini kullananların tersine beyinde konuşmadan iki bölge birden sorumludur. Bu yüzden solakların zihinsel ve sanatsal olarak yaratıcı olduğu bilinir.

Solakların yaratıcılıkları hakkında başka somut teoriler bulunuyor mu?
Solaklar, sağ elini kullananların arasında ‘pratik olabilmek’ için kendilerini geliştirmek zorundadır. Bu sayede yaratıcılıkları ve hayatı kavramaları hızlı gelişiyor.

Tarihin önemli insanları arasında solaklar var mı?

Tarih, başarılı solak isimlerle dolu. Sadece ‘Da Vinci bir solaktı’ demek yetmez mi?..

Depresyon Nedir?, depresyondayım unutuldum,depresyona nasıl girilir,depresyondan nasıl çıkılır,sağlık,sağlıklı yaşam

DEPRESYON NEDİR?
Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.
DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ?
Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz - beceriksiz - suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.
ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK EK BELİRTİLER NELERDİR ?
Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.
DEPRESYON NASIL OLUŞUR ?
Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.
DEPRESYON TİPLERİ NELERDİR ?
Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.
DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ?
Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.
DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ?
Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.
DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?
Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.

Adet kanaması sırasında cinsel ilişki,adet nedit,adet kanaması nedir,sağlık,cinsel ilişki,cinsel sağlık,sağlıklı yaşam

Adet kanaması sırasında cinsel ilişki kurulur mu ? gebe kalınır mı?
Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.

Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği, pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.

Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.

Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir.Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığıda mevcuttur,bunu da göz ardı etmemek gerekir.

Bir çok kadın adetliyken kendilerini itici bulurlar, ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler,oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi ,bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan bir çok erkekte mevcuttur.

Ecstasy Nedir ? Etkileri, Zararlari Nedir ?,sağlık,sağlıklı yaşam

Ecstasy nedir?
Ecstasy, kimyasal adıyla MDMA (3, 4-metilendioksimetamfetamin), ağızdan alınan bir haptır. Haplar değişik şekil ve markalarda mevcuttur. Bazı durumlarda MDMA toz halinde satılmaktadır. Hap şeklindedir ama asla yasal kullanımı yoktur, dolayısıyla denetim altında değildir. Genel bir kullanıcının bir “doz” içerisinde hangi maddeleri bulunduğunu bilmesi bu sebeple imkansızdır.

BULUNABİLİRLİLİK & KULLANIM
Özellikle gece kulübü ve elektronik müzik organizasyonlarında popüler olan Ecstasy tabletleri bulunabilirliği mümkündür. Tipik bir doz olarak 100-125 mg dört ila altı saat etkisini gösterir.

ETKİLERİ
Kullananlar kendilerini açılmış, rahatlamış, güzel, korkusuz, toleranslı ve etrafındaki insanlara bağlı olarak tanımlarlar. Genellikle sosyal ortamlarda kullanılan Ecstasy duygusal (seksüel olması gerekmez) bir madde sayılır. Ecstasy alındıktan yaklaşık 45 dakika sonra kullanıcılar etkisine girerler. Bu madde sinir hücresine girdikten sonra serotoninin bol miktarda salınımına neden olur ve serotonin üreten enzimleri engeller. Ecstasyinin en önemli etkisi kişiyi aktive etmesi ve bilinç değişikliklerine neden olmasıdır. Bu etkiler alınan doza ve kişinin içinde bulunduğu ruhsal duruma doğrudan bağlıdır. Alındıktan 20 ile 60 dakika içinde etki göstermeye başlar. İlk bir saat içinde en güçlü etkiyi yapar. Dört ile altı saat içinde bu etki sonlanır. Ertesi gün içinde de kimi zaman hafif derecede etkileri gözlenebilir.
Ecstasy, beden ısısını ve kan basıncını artırır. Sıcak, havasız ortamlarda ve çok hareket sonrası beden ısısı ciddi boyutlara ulaşır. Ağızda kuruluk, dişlerde tatsız bir his algılanabilir.
Ecstasy, yönelim ve algı bozukluğu yaratır. Diğer insanlara karşı yakınlık hissi, kendini rahat hissetme, görsel algıda bozulmalara yol açmaktadır. Kişi kendini enerjik ve aldırmaz hisseder.

KULLANIM İŞARETLERİ
Ecstasy kullananların göz bebekleri genişler ve ışığa hassasiyet artar. Çeneyi sıkma ve diş gıcırdatma gözlemlenebilir efektlerdendir. Duyum artar ve kullanıcılar çoğu zaman bunu dans etme isteği, konuşma ve dokunarak ile gösterir. Kullanıcılar çoğu zaman abartılı şevkat hareketleri gösterebilir.

RİSK
Bazı kullanıcılar tecrübeden sonra 48 saate kadar kendilerini depresif hissettiklerini belirtmektedir. Uzun süreli kullanımda etkilere ulaşmak daha zorlaşabilir. Fiziksel olarak bağımlılık yaratmasa da, “yaşanılan sanalı” kovalama veya ulaşma ihtiyacı olabilir, bu da doz artımına ve daha sık kullanıma sebep verebilir. Kullanımdaki artışla beraber kullanıcılar sık sık kendilerini yorgun hisseder, çeneleri ağrır ve mutlulukları azalır. Depresyondan ve tükenmeden kaçınmak isteyenler hem dozda hem de kullanım sıklığında artırma geliştirirler.

Çok sayıda ters etkileme olduğu bildirilse de vücut ısısındaki tehlikeli derecede artış Ecstasy’nin bilinen yaygın tehlikelerinden biridir. Vücut ısısının artması sıcak ve genellikle havasız ortamlarda uzun süre dans etmekten, vücuttaki sıvı miktarının azalması gerçekleşir. Ölüm; aşırı dozdan görülmekle birlikte, genellikle vücut ısısının artması, su ihtiyacı yada diğer bir uyuşturucu madde ile karıştırma ile bağlantılıdır.

Ecstasyinin uzun zamanlı etkileri halen araştırma altındadır. Bazı araştırmacılar uzun süreli kullanımların kalıcı beyin hasarlarına yol açabileceği değerlendirilmektedir. Bazı çalışmalar Ecstasyinin vücuttaki seratonin ve dopamin seviyelerini etkilediğini göstermektedir fakat bunun uzun süreli etkilerinin ne olabileceği halen açık değildir. Ecstasy kalbin ritim bozukluğuna sebep olabilir ve hipertansiyon ve kalp hastalıklarının tetikleyicisi olabilmektedir.

ECSTASYİNİN sebep olduğu riskleri ortadan kaldırmanın en iyi yolu hiç kullanmamaktır

Kan şekeri yükselmesi,kan şekeri nedir,insülin,kan şekeri nedne yükselir,sağlık,sağlık bilgisi

Kan şekerini belirleyen nedir ?
Bir öğünü takiben kana geçen glikoz miktarı ile bu şekerin kandan uzaklaştırılma hızı arasındaki denge kan şekeri düzeyini belirler. Glikozu kandan uzaklaştıran en etkili mekanizma pankreastan salgılanan insülin hormonunun özellikle kas ve yağ dokusuna fazla glikozu sokmasıdır. Diyette kan şekerini belirleyen en önemli komponent elbette karbonhidratlar (şekerler)ıdır. Ancak yağlar da glikoz emilimini yavaşlatarak etki ederler. Proteinler de insülin salgısını artırarak glikozun kandan uzaklaştırılmasına yardım ederler.

Diyetteki karbonhidratların hem miktarı hem de tipi kan şekerini etkiler. Böylece belirli gıdaların içerdikleri karbonhidrat miktarı ve tipine göre kan şekerine etkileri farklıdır. Son dönemlerde gıdaların kan şekerine etkilerine göre glisemik indekslerinden bahsedilmektedir.

Glisemik indeks tüketilen bir gıda ürününün içindeki karbonhidratlarının kan şekeri üzerine olan etkisinin bir ölçüsüdür. Bazı gıdalar kan şekerini hızla yükseltirken, diğerleri daha masum bir yükselmeye neden olurlar.

Bilimsel olarak bu indeks yenilen bir öğünden iki saat sonra kan şekerinin düzeyi ile ilişkilidir. Referans değer beyaz un veya glikozun kendisidir. Örneğin, 100 gram beyaz un kaynaklı glikoz yendiğinde iki saat sonra ölçülen kan şekeri %100 kabul edilir. İçinde 100 gram farklı türde karbonhidrat olan bir öğün yendiğinde kan şekerini bu kritere göre ne kadar değiştirdiği gözlenir. Eğer örneğin %20 daha az yükseltiyorsa o öğünün ya da gıdanın glisemik indeksi %80ıdir. Yani kan şekerini beyaz un veya glikozun kendisinden daha az (%20) yükseltiyordur. Bu nedenle temel olarak gerek diyabetli bireylerin gerekse sağlıklı yaşamak isteyenlerin glisemik indeksi düşük gıdalar yolu ile karbonhidrat almaya dikkat etmeleri yararlı olacaktır.

Aklınıza gelebilecek bir soru şu olabilir; madem kan şekeri yüksekliği çok zararlı, o zaman diyetten tüm karbonhidratı çıkaralım ya da Atkinson doğru mu söylüyor? Bu sorunun tek ve kesin yanıtı hayırıdır. Çünkü kan şekeri son derece önemlidir ve vücudun olmazsa olmazıdır. Zararlı olan onun yüksekliğidir. Vücudumuzdaki bir trilyon sinir hücresi, 25 trilyon kırmızı kan hücresi ve diğer bazı hücreler (üreme hücreleri, bazı böbrek hücreleri vs.) enerji üretmek ve yaşamak için kan şekerine muhtaçtırlar. Bu nedenle kan şekerimiz düştüğünde sinir hücrelerimiz iyi çalışamaz ve kişi bayılır.

Vücudumuzda kan şekerini düşürmek için tek hormon varken (insülin) düşen kan şekerini yükseltmek için ise en az dört hormona görev verilmiştir (glukagon, böbrek üstü bezi hormonları adrenalin ve glikokortikoidler ve büyüme hormonu). Bu nedenle kişinin günlük enerji gereksiniminin ortalama %45-65ıi mutlaka karbonhidrat kaynaklı olmalıdır ve kan şekeri asla normalin altına düşürülmemelidir.

Klitoris nedir ve fonksiyonu nelerdir ?klitoriz nedir,klitoris nerde bulunur,klitoris ne işe yarar,cinsel sağlık,sağlıklı yaşam, sağlık

Dölyolunun,vulvanın dudaklarının birleştiği açılış kısmının üst tarafında bulunan yumru biçiminde küçük bir yapıdır.Klitoris seks ilişkilerinde zevk almakta önemli bir rölü olmakta ve karıkoca seks ilişkilerinde mühim bir yeri bulunmaktadır.Klitorisin yapısı erkeğin tenasül organına çok benzer.

klitoris,kızlık zarı

Klitoris, kadınlarda vajinanın üstünde bulunan erektil cinsel organ. Erkek penisinin homoloğudur. Ancak penis gibi idrar kanalı tarafından delinmemiştir, başlıca işlevi cinsel haz alınmasıdır. Üzerinde ortalama 80.000 sinir sonlanması vardır. Bu rakam penisteki sinir sonlanmalarının iki katıdır ve tüm organlardaki sinir hücresi sonlanmasından fazladır.

Klitoris de penis gibi sertleşmektedir.Kadınların en çok haz ettikleri bölgeleri olup eğer embiriyonik çağda testesterona maruz kalma olursa büyüyerek penisi oluşturur.

Bu diyet 1 ayda 10 kilo verdiriyor,diyetler,mucize diyet,diyet nasıl yapılır,ünlülerin diyetleri,sağlık,sağlıklı yaşam

Bu aralar ‘göbeklendim’ diyenler bu formül tam size göre. İşte detaylar…

Yaptığı 138 ameliyatla obezite hastalarını 5 bin 162 kg zayıflatan Prof. Güner Öğünç “20 yıldır aynı kilodayım. Formülümü uygulayarak bir ayda 10 kilo verebilirsiniz”dedi.

Antalya’da yaptığı 138 ameliyatla obezite hastalarını 5 bin 162 kilogram zayıflatan Prof.Dr. Güner Öğünç, 20 yıldır aynı kiloda kalmanın sırlarını anlattı. Akdeniz Üniversitesi Genel Cerrahi Bölümü’nde görevli Prof.Dr. Güner Öğünç, kendisine başvuran 138 obezite hastasını yaptığı mide kelepçesi, tüp mide, mide by-pass, Vertical bantlı gastro plastik ve jejino ileostomi yöntemleriyle 5 bin 162 kilogram zayıflattı.

UNVANI ZAYIFLATAN HOCA
1987 yılından beri 68 kilo olduğunu söyleyen ve formda kalmasının sırlarını anlatan Prof.Dr. Öğünç, “Herkes beni zayıflatan hoca olarak tanıyor. Şu ana kadar 138 hastamı manken gibi yaptım” dedi. Kişinin beslenme şekli, obezite derecesi ve yaşam tarzına göre 5 farklı ameliyat yaptıklarını anlatan Öğünç, şöyle konuştu: “İnsanın zayıflaması için önce psikolojik olarak kendisini hazırlaması gerekiyor. Benim onlara önerdiğim diyetle ayda 10 kilo verebilirler. Aslında bu bir diyet değil yaşam tarzı “dedi.

TEKNİĞİ TIP LİTERATÜRÜNDE
Kendisine ait “Öğünç Tekniği” hakkında da bilgi veren Prof.Dr. Güner Öğünç, sözlerini şöyle tamamladı: “Böbrek yetmezliği çeken hastalar için katedrolin takılmasında yaptığım yöntem kendi adımla üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlandı. Bu yöntemle hastanın karnına bir ucu dışarıda tüp takılır. Buradan belli aralıklarla özel sıvı karın içine verilir. Bir süre karın içinde kaldıktan sonra sıvı dışarıya çıkarılır. Bu şekilde karın böbreğin yaptığı işlevi yerine getirir. Daha önceki yöntemlerde takılan katedrol sıkça tıkanmakta ve karın içinde yer değiştirmekte ve sızıntı olmaktaydı. Hasta bu tür ameliyatlarda çok ağrı çekiyordu. Bu yöntem bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırdı. Uygulanması biraz zor olan yöntemim Türkiye’de kullanılmaya başlandı. Yakında yurt dışında da bu yöntemin kullanılacağını düşünüyorum.”

HOCANIN FORMÜLÜ
Prof. Öğünç yaşam biçimi haline getirdiği beslenme sistemini ve uygulandığı takdirde bir ayda 10 kilo verdirecek formülünü aktardı:

1)Her sabah 05:00′de kalkıp yarım saat egzersiz yapıyorum.
2)Yaz-kış dinlenmeden bir saat yüzüyorum.
3)Kahvaltıda yarım litre yağsız süt içiyor, birkaç zeytinle yağsız peynir yiyorum.
4)Öğle yemeğinde haşlanmış sebze, yağsız yoğurt yiyorum.
5)Akşamları buharda pişmiş sebze, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu.
6)Haftada bir kere buharda pişmiş balık yiyorum.
7)Zayıflamak isteyenler kesinlikle gazlı içeçeklerden uzak dursun.
8)Yaptığım tek yaramazlık kalbe iyi geldiği ve mutluluk verdiği için her gün bir adet çikolata yemek

Bu şekilde beslenen kilolu insanlar bir ayda 10 kilo verebilir.”

Bugün

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=46417&cat=220&dt=2007/12/04

Seksin en büyük düşmanı,sex düşmaları,sex in düşması,cinsel sağlık,sağlıklı yaşam,sağlık bilgisi

Cinsel işlev bozukluklarına en çok uyku apne sendromunda rastlanıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nörolog Dr. Vedat Sözmen, uykusuzluğun cinsel fonksiyonlara etkisini anlattı. Uyku apne sendromu olan kişilerde genellikle zaten bir cinsel isteksizlik ve cinsel fonksiyon bozukluğu görülür. Mesela birine uyku apne sendromu teşhisi konulurken ‘Horlama var mı, uyku sırasında nefes durması var mı, gece terlemeleri oluyor mu? Gibi bazı klasik sorular sorarız. Bu soruların yanı sıra kişiye ‘Cinsel fonksiyonlarda bir azalma var mı?’ sorusunu da yöneltiyoruz. Bunların hepsi tabii ki uyku apnesi sendromuna işaret etmez ama bunlarla beraber cinsel fonksiyonlarda da bir bozukluk olduğunu söylerse hastayı uyku apne sendromuna daha yakın düşünürüz.

Önce sorun saptanmalı
Uyku apnesi olanlarda genel olarak kandaki oksijen seviyesi düşer ve bu durum kişilerde yağ oranının artmasına neden olur. Kandaki oksijen seviyesinin düşmesi cinsel fonksiyonun yeterince yerine getirilememesine neden olur. Bir de yine aynı şekilde uyku bozuklukları, gün içinde halsizlik, konsantrasyon bozukluğu ve yorgunluk yaptığı için kişi akşam eve geldiğinde zaten halsiz ve uykulu oluyor. Onun için doğrudan uyumak istiyor, bu da cinsel isteksizliğe neden oluyor.Yapılan araştırmalar uyku apne sendromu olan bireylerdeki cinsel sorunların dolaşımdaki testosteron miktarının azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

Sertleşme bozukluğu
Uyku apne bozukluğuna bağlı sertleşme bozukluğu olan hastalarda apnenin cerrahi veya CPAP ile tedavisinden sonra büyük olasılıkla testesteron düzeylerinin de normale gelmesine bağlı olarak sertleşme bozukluğunda düzelme saptanmıştır. Bilindiği gibi testosteron erkek ve kadında cinsel dürtü ile ilişkili bir hormondur ve kandaki düzeyi stresten, uyku ve duygudurumdaki değişikliklerden etkilenir. Cinsel sorunlara neden olan tıbbi bir neden saptandığında, psikolojik nedenler varolan cinsel sorunu olumsuz etkileyeceği için bu hastaların psikiyatrik açıdan desteklenmesi tedaviyi olumlu etkiler.

Alkol spermi olumsuz etkiliyor
ERKEK kısırlığında sıcak banyo, işyerlerinde veya çevrede bulunan kimyasal maddeler ile zehirli gazlar önemli rol oynuyor. Ayrıca sigara, alkol ve kafein sperm üretimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu nedenle baba adaylarının hem çalışma koşullarını gözden geçirmeleri hem de aşırı alkol, kafein ve sigara tüketiminden kaçınmaları gerekiyor.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=48076&cat=220&dt=2007/12/17

Sağlık Bilgileri